18 Ağustos 2010 Çarşamba

DÜŞTEN BİR ADAM TANIDIM...

Bir "Adam " tanıdım..Düşlerden gelen...
Hep sevdiğini...sevildiğini düşlemiş ..,
Belki de  gerçekten çok sevmiş ve sevilmiş..
Düşler gerçeğe dönüşmüş, her defasında daha da bağlanmış...


Ama,


Sanki hep  terk edilmiş yalnızlığa...belki de aldatılmış...


Ancak,


Aldatılmanın keyfini,geri dönüşlerde yaşamış,


Sanmış ki "Vazgeçilmez!!""Vazgeçemez!!"


Ama hem "Vazgeçilmiş!!" hem "Vazgeçmiş!!


Bir "Adam " tanıdım...Düşlerden gelen...
müzik yapmış,
duygularını,hayatını katmış,
yazı yazmış,
yazıları hikaye olmuş,roman olmuş basılmış...
Harikalar yaratmış...


Ama aşklar ; sanki farkına varamamış..değerini bulmamış..


Bir gün yine bir aşka takılmış..
Zorlamış..
Daha da zorlamış..
Öyle bir zorlamış ki...


Sevgili dayanamamış!!


Ve adamı tanıdıkça...
Ve günler geçtikçe...
Ve Adamın aslında gerçek değerlerini gördükçe,
daha da  farkındalığı artmış..
hem kendinin,hem de sunulan aşkın...hem düşlerinin,
Kısaca adamı sevmeye başlamış..


Biraz daha tanıdıkça..belki de bağlanmaya,
ve
Vazgeçilmezi olmaya...


Düş Adam ne yapmış??
Korkmuş..
Çünkü aslında unuttuğu yada tanımadığı veya bilmediği  ama düşlediği sevgiyle ,aşkla karşılaşmış!!


Tecrübe sabit!!
Kadın güzel...tıpkı eski aşklar gibi..
Demiş "Ya yine aynı şeyleri yaşarsam??"


Oysa ki bilememiş..
Düzgün ve bebek kadar saf ,temiz..
dürüst bir aşk,
sevgi ve güven,
ve de bağlılık tam da karşısında!!!


Düş gibi...


"Tutku!!" demiş.."Olmaz!!..Ben istemem...rahatsız olurum ...Buna hazır değilim!!"


"Bu beni korkutur!!" diye söylenmiş


Gerçekten de  Korkmuş!!!


İtmek istemiş belki de  sevgiyi kendi elleriyle...


"DUR!!" demiş..


Ama


"BEN KORKTUM !!" diyememiş....


Yaşanacak çok şey var biraz cesaret belki ..
Aşk (bana göre) biraz eflatun ,biraz beyaz bir kelebek gibi...kovaladıkça kaçar..
En iyisi bırak uçsun..
Eminim beklenmedik bir anda omuzuna dokunuverir..
Aşk bazen mutlu eder,bazen de üzer...
Ama özeldir,
Hak eden birine sunabiliyorsan eğer....
Mutlaka karşılığı vardır...
Kısaca düş gibidir....





















9 Haziran 2010 Çarşamba

Seni tanımıyorum sevgili '' KENAN OĞUZ ERBAY'' ama şehitlik mertebesinde yolun açık olsun!!


Tarih...29 Mayıs 2010,
Gün ...Cumartesi,
Yer...Alsancak , İzmir
Bir arkadaşımın yanına uğradım...Kahve içtik...Bir arkadaşı ile tanıştırdı beni....Ekrem Erbay... yaninda küçük oğlu... Daha önceden bankacılık hayatımda bir şekilde tekstil sektöründen iş için dokunduğum bir beyefendi...
Sohbet ettik ...güzel bir sohbet..ayrıldık ...çocuklarımı gitar dersinden almalıyım...
Tarih...31 Mayıs 2010,
Gün... Pazartesi,
Yer... Evim...hastayım...yatıyorum...haberleri seyrediyorum ve İskenderun'dan şehit haberleri...şehit olan erlerin televiyonda resmi geçiti.... seyrediyorum...üzülerek...içim yanarak...
O da ne??
Cumartesi tanıştığım ve sohbet ettiğim Ekrem Bey televizyonda ...Haberler şöyle diyor...
''İskenderun’da Deniz İkmal Destek Komutanlığı’na düzenlenen saldırıda şehit olan asker Kenan Oğuz Erbay'ın babası Ekrem Erbay, “Ağlayıp onları sevindirmeyeceğiz. Dimdik ayakta duracağız'' dedi.'''
Diyor ki...''Ağlayıp onları sevindirmeyeceğiz....'' Diyor ki ...''Dimdik ayakta duracağız...''
Seni tanımıyorum sevgili KENAN OĞUZ ERBAY...ama bir yerinden ailene ..bir vesile ile dokundum...
İçim acıdı...içim yandı...üzülerek seni de tanıdım televizyondan....Keşke Alsancak'ta bir vesile ile seninle de sohbet ederek kahve içebilseydim....tıpkı kardeşin ve saygıdeğer babanla olduğu gibi...
Seni bu vesile ile tanıdım Sevgili '' KENAN OĞUZ ERBAY'' ama şehitlik mertebesinde yolun açık olsun!!
ve tabi ki diğerlerinin de...

22 Mart 2010 Pazartesi

Tekmili Birden -- Şems-i Tebrizi'nin 40 Kuralı....

( Gönlü Geniş Ve Ruhu Gezginlerin Kırk Kuralı )

-Birinci Kural:Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla...Yok eğer Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

- İkinci Kural:Hak Yol' unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

- Üçüncü Kural:Kuran dört seviyede okunabilir.İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana.Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

- Dördüncü Kural:Kainattaki her zerrede Allah' ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir.Allah' ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O' nu görüp ölen de yoktur. Kim O' nu bulursa sonsuza dek O' nda kalır.

- Beşinci Kural:Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır.Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: " Bırak kendini, ko gitsin! "Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

- Altıncı Kural:Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.

- Yedinci Kural:Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat' i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

- Sekizinci Kural:Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var.Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır.Dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.

- Dokuzuncu Kural:Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir.Sabır nedir?Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder.Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

- Onuncu Kural:Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün!Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

- Onbirinci Kural:Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz.Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

- Onikinci Kural:Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir.Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

- Onüçüncü Kural:Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var.Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir.Tutup da ona hayran olmaya değil.

- Ondördüncü Kural:Hakk' ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol.Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın."Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme.Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

- Onbeşinci Kural:Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek herbirimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz.Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

- Onaltıncı Kural:Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır.Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir.Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir.Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.

- Onyedinci Kural:Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur.Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır.Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

- Onsekizinci Kural:Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir.Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir.Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir.Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.


- Ondokuzuncu Kural:Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları.Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir.Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin.Yakında gül yollayacak demektir.

- Yirminci Kural:Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir.Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

- Yirmibirinci Kural:Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık.Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı.Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk' ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

- Yirmiikinci Kural:Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur.Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur.Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

- Yirmiüçüncü Kural:Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için.Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar.Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.Aşırılıktan uzak dur.

- Yirmidördüncü Kural:Mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi,atttığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

- Yirmibeşinci Kural:Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında.Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

- Yirmialtıncı Kural:Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes gözünmez iplerle birbirine bağlıdır.Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma.Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir.Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

- Yirmiyedinci Kural:Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir.Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır.Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et.Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak.Senin gönlün değişirse dünya değişir.

- Yirmisekizinci Kural:Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret.Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi.Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.

- Yirmidokuzuncu Kural:Kader hayatmızın önceden çizilmiş olması demek değildir.Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

- Otuzuncu Kural:Başkaları tarafından kınansan, ayıplansan, dedikodun yapılsa hatta iftiraya uğrasan bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etme. Kusur görme. Kusur ört.

- Otuzbirinci Kural:Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı.Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir.Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız.Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

- Otuzikinci Kural:Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin.Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma.Bilhassa putlardan uzak dur dost.Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma!İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

- Otuzüçüncü Kural:Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun.İnsanın çömlekten farkı olmamalı.Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

- Otuzdördüncü Kural:Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

- Otuzbeşinci Kural:Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla.İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler kişi.Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

- Otuz atıncı Kural:Hileden, desiseden endişe etme.Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur.Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sisitem karşılıklar esasına göre işler.Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!

- Otuzyedinci Kural:Tanrı kılı kırk yararak titizlilke çalışan bir saat ustasıdır.O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur.Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç.Her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

- Otuzsekizinci Kural:"Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazırmıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç değil.Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.Her an her nefeste yenilenmeli.Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

- Otuzdokuzuncu Kural:Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar.Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır.Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde...Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.

- Kırkıncı Kural:Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma!Ayrımlar ayrımları doğurur.AŞK'ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.Başlı başına bir dünyadır aşk.Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.

9 Mart 2010 Salı

Canım Acıdı...

Geçtiğimiz günlerde Büyük Şehir Belediyesi'nin büyüklerinden biri ile randevum vardı..Bankacılık vasfım dolayısı ile kendilerini ziyaret etmiştim. Projeler, yatırımlar vs.vs.vs.idi konularımız...

Sürekli yerel gazetelerde çıkan ; "yatırımcılar iş yapamıyor!.." ,
" yabancı yatırımcılar bürokrasiden bıktı ,başka şehirlere yönlendiler!..." ,
"aman gitmeyin biz arkanızdayız ,ne gerekirse yapacağız!..." haberleri manşetlerden düşmüyor..

Ne yazık ki birinci ağızlardan kendi kulaklarımla işittiklerim canımı acıttı..İlerlememizi, gelişmemizi, büyük projelere imza atmamamızı galiba bazıları istemiyor... engeller,engeller,engeller...

Ama önce iğneyi kendimize batırmamız gerekir....Bizlerde de hata yok değil, bizlerde girişimci değiliz, mücadeleci değiliz....

Hakkımız mı yeniyor? yoksa kendi ellerimizle mi hakkımızı teslim ediyoruz?düşünmek lazım..

22 Şubat 2010 Pazartesi

AGORA MEYHANESİ (Anonim)

sana bu satırları
bir sonbahar gecesinin
felç olmuş köşesinden yazıyorum.
beş yüz mumluk ampüllerin karanlığında saatlerdir,
boş olan kadehlere
şarkılarını dolduruyorum.
tabağımdaki her zeytin tanesine
simsiyah bakışlarını koyuyorum.
ve, kaldırıp kadehimi
bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum...
burada yaşanır aşkların en madarası
ve en şahanesi.
burada saçların her teline bir galon içilir
gözlerin her rengine bir şarkı seçilir,
sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
bu sekiz köşeli meyhane seni bilir

burası agora meyhanesi

burası arzularını yitirmiş insanların dünyası
şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
elimde değil,
bu da bir nevi namuslu serserilik.
dışarıda hafiften bir yağmur var.
bu gece benim gecem
kadehlerde alaim-i semaların raks ettiği,
gönlümde bütün dertlerin hora teptiği gece
bu camlara vuran her damlada
seni hatırlıyorum
ve sana susuzluğumu...
birazdan plaklarda şarkılar susar,
kadehler boşalır,
umutlar tükenir,
mezeler biter
biraz sonra,
bir mavi ay doğar bu sarhoş şehrin üstünde
birazdan bu yağmur da diner.
sen bakma benim delice efkârlandığıma,
mendilimdeki kızıl lekeye de boşver
yarın gelir çamaşırcı kadın
her şeyden habersiz onu da yıkar,
sen mes'ut ol yeter ki,
ben olmasam ne çıkar.

dedim ya
burası agora meyhanesi

bir tek iyiliğin bütün kötülüklere
meydan okuduğu yer
burası agora meyhanesi
burası kan tüküren mes'ut insanların dünyası..."

16 Şubat 2010 Salı

Cennetde ki kedi kontenjanının dolmasına BİZ şahit olamadık!! Biz de resim koyamadık!!

Sevgili 1'im , Hayvan dostu Melekler Sehrinin 11 Şubat'ta yazdığı "Resim Koyamayacağım"

http://sillybebek.blogspot.com/

yazısını okuyunca hem Susam'ın sahibi olarak , hem de çocuklarımla sokakta ki hayvanları korumaya çalışan bir aile olarak canımız çok acımıştı...

Ancak Melekler Sehrinin bulduğu minik kuş kadar, az da olsa ,, şanslı değil di bizim sokak kedimiz..

Geçtiğimiz cumartesi günü çocukların müzik dersinden sonra eve döndük...Apartmana girmek için tam da merdivenlerden indik ki...Merdivenin dibinde zavallı bir sarman yatıyor ve zorla nefes almaya çalışıyor. Belli ki ölmek üzere...

Hemen veterinerimiz aramaya yeltendik..cumartesi geç bir saat...randevulu çalışan veterinerimiz tabi ki dükkanını kapatmış...Alt yolda olan bir veterineri aradım çocuklara hissettirmeden ..o da kapalı...

Ve biz Melekler Sehrinin bulup neticesi uyutmak için bile olsa veterinere yetiştirdiği kuşa yarattığı şansı ,kapımızın önünde bulduğumuz sarman kedi için yaratamadık...

Apartman görevlisi , içimizi acıtan bir ifade ile ve sonradan öğrendiğimiz üzere alıp kediciği çöpün yanına bırakmış...

İnsana değer vermeyen bir memleket , hayvana niye değer versin ki!!!

Biz cennette ki kedi kontenjanının dolmasına şahit olamadık...ne yazık ki!!!

15 Şubat 2010 Pazartesi

Tüp Bebek!!!


Bu çocuklar hakikaten enteresan!!

Bu akşam nereden,nasıl bilmem?? Yine benim komik oğlumdan bir soru geldi??

"Tüp bebek te ne anne??"

"Ya! aşkım bebeği laboratuvar ortamında tüpün içerisinde biraz büyütüp,sonrada annenin karnına yerleştiriyorlar , sonra da orada büyüyor!!" dedim.

"Nasıl yani tüpün içinde mi büyüyor bebek?"

"Evet! Ama yalnızca çok kısa bir süre için"

"Ha!! O zaman babası tüp mü?"

"Yok!! Tabi ki babası tüp değil...Dur şimdi işim bitsin ,birazdan anlatırım sana " diyerek kendime ufak bir teneffüs aldım....ve o sırada da O görmeden kendimi yerlere attım!!

11 Şubat 2010 Perşembe

14 Şubat Radyo Reklamı??

Her sabah işe giderken severek dinlediğim bir radyo istasyonun da ,birkaç gündür sürekli yayımlanan bir reklam dikkatimi çekti;

Reklam bir bankanın kart reklamı..

Kadın diyor ki;

"Sevgililer günün de nerede yemek yiyoruz ,hayatım??"

Adam cevap veriyor;

"Biz evliyiz hayatım,sevgili değiliz ki!"

Kadın hala ısrarla;

"Ben ısmarlıyorum , ......kartımla benimle yemek yemeğe ne dersin?"

Ya...Adam diyor ki sen benim sevgilim değilsin...Bu ne ısrar!!

Ha!!Oldu o zaman ! kartını ver(kullanmak için ısrarlı ya!), sen evde bekle ,o sevgilisiyle gitsin yesin!!!

Oysa ki eş en iyi sevgili değil mi??

Ne yemeği ya!!!Ben olsam ona yemek değil kartı yedirirdim...

Bu başarısız reklam;erkek bakış açısının evlenince bu yönde değiştiğini mi vurgulamaya çalışıyor acaba?? Yoksa erkeklerin yoluna ışık mı tutuyor? Ya da kadınlara herşeye hazırlıklı olun mu demeye getiriyor?

Valla anlayamadım...

Ama anladığım tek şey Banka için gerçekten üzgünüm...

Sevgililer Günü Hikayesi

Aziz Valentine'ın öyküsü III. Yüzyıl'dan gelir.
O dönemde Roma tahtında İmparator II. Claudius vardı, "Zalim" adıyla tanımlanan Claudius aşırı savaş ve askerlik tutkunuydu, her yetişmiş erkeğin muhakkak asker olmasını istiyor ve kimseye göz açtırmıyordu. Öylesine ileri gitmişti ki, askerliğe engel oluyor düşüncesiyle evlenmeyi dahi yasakladı.

Gençler şaşkındı, kimse sevdiği ile beraber olamıyor, Roma kenti sayısı gittikçe artan ve uzak ülkelerde ölen sevgililerinin ardından ağlayan kadınlar ve kızlarla dolmuştu.

Kısacası aşk yasaklanmıştı.

Bu sıralarda İmparator tüm Romalılar'ın 12 tanrıya tapmalarını aksi şekilde davrananların ve özellikle de Hıristiyanlar'la ilişkiye girenlerin ölümle cezalandırılacaklarını emretti. Bu emre uymayanların arasında Aziz olarak kabul edilen filozof Valentinus'da vardı, gezerek dinsel vaazlar veriyor ve İmparator'un hatalı olduğunu anlatıyordu. Sonunda yakalandı ve hapse atıldı.
Hapishaneyi korumakla görevli gardiyanın kızkardeşi Julia'nın gözleri doğuştan görmemektedir, gardiyan Valentinus'un anlattığı İsa ilgili öykülerin arasında körlerin gözlerinin açıldığını öğrenince, kardeşini gizlice Valentinus'un yanına getirir.


Julia çok güzel ve zeki bir kızdır.

Günlerce beraber olurlar, Valentinus ona Roma tarihini, doğanın yapısını, aritmetiği ve Tanrı'ya yönelmeyi öğretir. Julia, dünyayı Valentinus'un anlattıklarıyla görür, onun bilgeliği ile aydınlanır, güçlenir ve teselli bulur.
Bir gün sorar; "Valentinus, Tanrı gerçekten dualarımızı duyar mı?"
Aziz gülümser; "Evet, herbirini."
Julia; "Her sabah ve her gece ne için dua ettiğimi biliyormusun? Görebilmek için dua ediyorum, senin bana anlattıklarını görmeyi çok istiyorum.",
Valentinus; "Tanrı bizim için en iyi olanı yapar, yeter ki buna inanalım." Julia, yere diz çöker ve; "Böylesine inanmak istiyorum, yardım et."
Beraberce duaya başlarlar. Birden hücrenin içersi altın renkli bir ışıkla aydınlanır ve Julia haykırır;

"Valentinus, görüyorum, görüyorum." Valentinus duaya devam etmesini söyler.

Ertesi gün Valentinus'un ölüm emri gelir, Aziz Julia'ya son bir not yazar, Tanrı'ya hep yakın olmasını öğütler ve notun altını "Senin Valentine'ından" diye imzalar.

Mektup, ertesi gün Julia'ya ulaşır, o günün tarihi 14 Şubat 270'dir.

Valentinus, sonradan Papa I. Julius tarafından "Porta Valentini" adı verilen bir kemer kapısının altına gömülür (Şimdi orada yani Roma'da Praxedes Kilisesi vardır.)

Julia, mezarın yanına pembe çiçekler açan bir badem ağacı diker. Günümüzde sevginin ve dostluğun simgesinin badem ağacı olması buradan kaynaklanır.

Papa Galasius bundan 200 yıl sonra rahibi aziz ilan eder ve bu günü aziz valentine günü olarak nitelendirir.

Aslında kökende yine birleşme, bütünleşme ve çoğalma güdüsü yani bereketlilik vardır.

Aynı zamanda da, Tanrısal aşkla, dünyasal aşkın birleştiği yer, Julia'nın öyküsünde olduğu gibi birleştirilir.

27 Ocak 2010 Çarşamba

22 Ocak 2010 Cuma

Keçi Kalesi Efsanesi



İzmir’den Selçuk’a gidecek olursanız, Selçuk’a gelmeden otobanın sağ tarafında yüksekteki artık harabolmaya yüz tutmuş kaleyi rahatlıkla görebilirsiniz.

Efsane söyle;

Çok eski zamanlarda Selçuk - Belevi yöresinde bir kral yaşarmış. Kral karısı ve kızı ile çok mutlu bir hayat sürerken bir gün karısı ölmüş. Karısı ölünce tüm sevgisini kızına vermiş.Onu herkesten korumak için o yörenin en yüksek yerine bir kale yaptırmış. Korumaları için birçok askerle birlikte,kızını o kaleye yerleştirmiş.

Kızın güzelliği dillere destanmış. O yörede yaşayan bir çoban, kızı görmediği halde kıza aşık olmuş. Ama kıza ulaşmak imkansızmış. Çoban, tüm sevgisini kavalı ile dile getirmeye başlamış. Her gün saatlerce prensesi düşünerek kaval çalar ve ona ulaşamadığı için üzülürmüş. Bir gün yine kaval çalarken ağacın dalına bir güvercin konmuş. Çoban güvercinle dost olmuş, tüm dertlerini anlatmış.


Prenses için yazdığı mektubu prensese ulaştırmasını istemiş. Güvercin mektubu alıp uçmuş,
prensesin penceresine konmuş.


Pencerede kuşu gören prenses çok sevinmiş. Güvercini eline alınca ayağındaki mektubu görüp okumuş. Prenses de görmediği, hiç tanımadığı halde mektubu gönderen çobanı sevmiş. Hemen cevap yazıp güvercinle göndermiş.

Bu böyle sürüp gitmiş.

Çoban prensesi görmeyi çok istiyormuş, ama ne mümkün! Bir gün karşısına bir dede çıkmış.
Çobana derdini sormuş, çoban da derdini anlatmış. Dede çobana prensesi görmesi için neler
yapması gerektiğini söylemiş. Çoban dedenin dediklerini yapmış.

Akşam olunca keçilerinin her iki boynuzuna da fener bağlamış, kaleye doğru keçileri sürmüş.
Kaledeki askerler, boynuzlarında fenerlerle kaleye doğru gelen keçileri görünce düşman askeri sanıp, kalabalıklığından korkup kaçmışlar. Çoban da prensesine kavuşmuş.


Durumu öğrenen kral, önce çok kızmış ama sonra onların birbirlerine karşı olan sevgilerini görünce çoban ile prensesi evlendirmeye karar vermiş. Onlara güzel bir düğün yapmış. Selçuk yakınlarındaki kalenin adı da “Keçi Kalesi” olmuş.

21 Ocak 2010 Perşembe

Babam seni çok özledim!!

Bana Bir Masal Anlat Baba
İçinde denizler balıklar
Yağmurla kar olsun
Güneşle ay


Baba bir masal anlat bana
İçinde bütün oyunlarım
Kurtla kuzu olsun
Şekerle bal


Anlatırken tut elimi

Uykuya dalıp gitsem bile
Bırakıp gitme sakın beni
Bana bir masal anlat baba
İçinde tüm sevdiklerim
İçinde İSTANBUL olsun

8 Ocak 2010 Cuma

DUBAI ANILARI IV

Yorumsuz....
Villanın giriş kapısında ki ikaz ....


Biz gördükten sonra bu hale dönüştü......

DUBAI ANILARI III


Kurabiye'nin dersi var... at binecek ..Biz de onu götüreceğiz...ve keyifle seyredeceğiz dersini..Çağırıyoruz ve bekliyoruz ....ama taksi yok...Neyse bir tanesi geldi...Kuzey Işıkları doğal olarak öne bindi...Patron O..

Ben oğlumu kucağıma aldım..Kurabiye ortaya oturdu...Kızım da minik prensesi kucağına alıdı...Haydiii gidiyoruz...

Şoför inatçı eşşek gibi...Gitmiyor...Ne olduğunu anlayamadık bir süre..

Sonra kırık İngilizcesi ile anlattı ki..."Overloaded" yani fazla yük...yani çok kişisiniz demeye çalışıyormuş...

Tamam dedik sen yürü birşey olmaz..

Başka taksi yok...yapacak birşey de yok... ya götürecek..ya götürecek..

Gitmiyor..."No Madam" " 2000 AED" .. Yani fazla kişi binmenin cezası varmış..2000 Dirhem..

İyi ama geç kalıyoruz...gitmiyor meret...

"Ya!Tamam ,bir şey olursa öderiz biz"...dedik ve çıktık yola...Adam basıyorda da basıyor gaza...Yol bilgisayarı sürekli hem sesli hem de ön panelde yazılı ikaz veriyor..."Hız limitini aştınız" "Hız limitini aştınız" Ya havle ....
Adam herhalde dedi ki "Nasıl olsa cezaları bunlar ödeyecek" Bas gaza!!!

Neyse ki güzel bir gün geçirdik hep beraber.. ve herhangi bir taksi şoförü elimde kalmadan döndük ülkemize...
















DUBAI ANILARI II

Havaalandan taksiye binmek üzere hareketlendik.. Haremlik taksiye doğru yönlendirdi bizi görevli...Pembemi pembe bir taksi..Hintli bir bayan şöför..

Koyduk bavulları taksiye..Çıktık Melekler şehrinin evine doğru yola..İnanılmaz.. heryer değişmiş..bütün yollar tadilat halinde...Telefon ettim Kuzey Işıkları çıktı.."Bindik " dedim "taksiye..şimdilik doğru yoldayız geliyoruz... Hemde Hintli bayan bir sürücümüz var..."

Melekler Şehrinin sesi duyuldu derinden "Eyvahhh!!! Gelirler inşallahh!!"

Niye ki???

Biz yola devam..Spring 15 arıyoruz...Spring 7 den 10 a atlıyor tabelalar..Bir yerden giriş var mutlaka ama bulamıyoruz..Birden Spring 20 çıkıyor karşımıza ve biz tekrar geri dönüyoruz.."Soralım " diyorum .. Hintli şöförümüz inatçı!!!!...

Springs 7 ile 10 arası kavşağı yaklaşık 4 defa tavaf ettikten sonra ,sormaya karar veriyor...Neyse sağ doğru bir giriş tarif ediliyor ve biz oradan giriyoruz ..

Sonunda!!...


Springs 15 giriş tabelası karşımızda ..."şükürler olsun "diyecekken...Kadın düz devam ediyor..."Hoop..Moop bi dakka!" duruyoruz..

Diyorum ki "Giriş sağdan ..bi zahmet..."Geri gitmek lazım dimi?

Arkadan kızımın sesi duyuluyor...."Anne çimlere çıktık..."demeye kalmadan..
"Güümmmbüüüürt"

Hintli şöförümüz yaklaşık 2 metre ,kalın demir bir boru ve üzerinde ayrım işareti olan direği aynen arabanın altına aldığı gibi geri geri devam..

Dur falan anlamıyor...aynen devam ..yaklaşık 2-3 metre sonra kendine gelip duruyor..Güvenlik ellerini kavuşturmuş daha ne yapacaklar acaba şeklinde bize bakıyor... Neyse giriyoruz içeri..Kadın şöför sadece"arabam...ne yapacağım şimdi!!"" diyor başka birşey demiyor...

Bir dönüş yapacak ve evin önünde bırakacak bizi inşallah...
Bir harmanlıyor...
O sıra da Melekler Şehri'ne gözüm takılıyor... tüm çocukları tutmuş içeri kaçırmaya çalışıyor...
"Tamam.. tamam.. dur ...yeter ...geldik...!!! "diyoruz ve iniyoruz
Şaka bir yana Türkiyeden Dubai'ye sanki daha kısa sürdü gibi geldi bana...
Duyar gibiyim"Hah! işte kadın şöförler!!!"
Ama yooook hepimiz aynı değiliz... emin olun..