27 Ocak 2010 Çarşamba

22 Ocak 2010 Cuma

Keçi Kalesi Efsanesi



İzmir’den Selçuk’a gidecek olursanız, Selçuk’a gelmeden otobanın sağ tarafında yüksekteki artık harabolmaya yüz tutmuş kaleyi rahatlıkla görebilirsiniz.

Efsane söyle;

Çok eski zamanlarda Selçuk - Belevi yöresinde bir kral yaşarmış. Kral karısı ve kızı ile çok mutlu bir hayat sürerken bir gün karısı ölmüş. Karısı ölünce tüm sevgisini kızına vermiş.Onu herkesten korumak için o yörenin en yüksek yerine bir kale yaptırmış. Korumaları için birçok askerle birlikte,kızını o kaleye yerleştirmiş.

Kızın güzelliği dillere destanmış. O yörede yaşayan bir çoban, kızı görmediği halde kıza aşık olmuş. Ama kıza ulaşmak imkansızmış. Çoban, tüm sevgisini kavalı ile dile getirmeye başlamış. Her gün saatlerce prensesi düşünerek kaval çalar ve ona ulaşamadığı için üzülürmüş. Bir gün yine kaval çalarken ağacın dalına bir güvercin konmuş. Çoban güvercinle dost olmuş, tüm dertlerini anlatmış.


Prenses için yazdığı mektubu prensese ulaştırmasını istemiş. Güvercin mektubu alıp uçmuş,
prensesin penceresine konmuş.


Pencerede kuşu gören prenses çok sevinmiş. Güvercini eline alınca ayağındaki mektubu görüp okumuş. Prenses de görmediği, hiç tanımadığı halde mektubu gönderen çobanı sevmiş. Hemen cevap yazıp güvercinle göndermiş.

Bu böyle sürüp gitmiş.

Çoban prensesi görmeyi çok istiyormuş, ama ne mümkün! Bir gün karşısına bir dede çıkmış.
Çobana derdini sormuş, çoban da derdini anlatmış. Dede çobana prensesi görmesi için neler
yapması gerektiğini söylemiş. Çoban dedenin dediklerini yapmış.

Akşam olunca keçilerinin her iki boynuzuna da fener bağlamış, kaleye doğru keçileri sürmüş.
Kaledeki askerler, boynuzlarında fenerlerle kaleye doğru gelen keçileri görünce düşman askeri sanıp, kalabalıklığından korkup kaçmışlar. Çoban da prensesine kavuşmuş.


Durumu öğrenen kral, önce çok kızmış ama sonra onların birbirlerine karşı olan sevgilerini görünce çoban ile prensesi evlendirmeye karar vermiş. Onlara güzel bir düğün yapmış. Selçuk yakınlarındaki kalenin adı da “Keçi Kalesi” olmuş.

21 Ocak 2010 Perşembe

Babam seni çok özledim!!

Bana Bir Masal Anlat Baba
İçinde denizler balıklar
Yağmurla kar olsun
Güneşle ay


Baba bir masal anlat bana
İçinde bütün oyunlarım
Kurtla kuzu olsun
Şekerle bal


Anlatırken tut elimi

Uykuya dalıp gitsem bile
Bırakıp gitme sakın beni
Bana bir masal anlat baba
İçinde tüm sevdiklerim
İçinde İSTANBUL olsun

8 Ocak 2010 Cuma

DUBAI ANILARI IV

Yorumsuz....
Villanın giriş kapısında ki ikaz ....


Biz gördükten sonra bu hale dönüştü......

DUBAI ANILARI III


Kurabiye'nin dersi var... at binecek ..Biz de onu götüreceğiz...ve keyifle seyredeceğiz dersini..Çağırıyoruz ve bekliyoruz ....ama taksi yok...Neyse bir tanesi geldi...Kuzey Işıkları doğal olarak öne bindi...Patron O..

Ben oğlumu kucağıma aldım..Kurabiye ortaya oturdu...Kızım da minik prensesi kucağına alıdı...Haydiii gidiyoruz...

Şoför inatçı eşşek gibi...Gitmiyor...Ne olduğunu anlayamadık bir süre..

Sonra kırık İngilizcesi ile anlattı ki..."Overloaded" yani fazla yük...yani çok kişisiniz demeye çalışıyormuş...

Tamam dedik sen yürü birşey olmaz..

Başka taksi yok...yapacak birşey de yok... ya götürecek..ya götürecek..

Gitmiyor..."No Madam" " 2000 AED" .. Yani fazla kişi binmenin cezası varmış..2000 Dirhem..

İyi ama geç kalıyoruz...gitmiyor meret...

"Ya!Tamam ,bir şey olursa öderiz biz"...dedik ve çıktık yola...Adam basıyorda da basıyor gaza...Yol bilgisayarı sürekli hem sesli hem de ön panelde yazılı ikaz veriyor..."Hız limitini aştınız" "Hız limitini aştınız" Ya havle ....
Adam herhalde dedi ki "Nasıl olsa cezaları bunlar ödeyecek" Bas gaza!!!

Neyse ki güzel bir gün geçirdik hep beraber.. ve herhangi bir taksi şoförü elimde kalmadan döndük ülkemize...
















DUBAI ANILARI II

Havaalandan taksiye binmek üzere hareketlendik.. Haremlik taksiye doğru yönlendirdi bizi görevli...Pembemi pembe bir taksi..Hintli bir bayan şöför..

Koyduk bavulları taksiye..Çıktık Melekler şehrinin evine doğru yola..İnanılmaz.. heryer değişmiş..bütün yollar tadilat halinde...Telefon ettim Kuzey Işıkları çıktı.."Bindik " dedim "taksiye..şimdilik doğru yoldayız geliyoruz... Hemde Hintli bayan bir sürücümüz var..."

Melekler Şehrinin sesi duyuldu derinden "Eyvahhh!!! Gelirler inşallahh!!"

Niye ki???

Biz yola devam..Spring 15 arıyoruz...Spring 7 den 10 a atlıyor tabelalar..Bir yerden giriş var mutlaka ama bulamıyoruz..Birden Spring 20 çıkıyor karşımıza ve biz tekrar geri dönüyoruz.."Soralım " diyorum .. Hintli şöförümüz inatçı!!!!...

Springs 7 ile 10 arası kavşağı yaklaşık 4 defa tavaf ettikten sonra ,sormaya karar veriyor...Neyse sağ doğru bir giriş tarif ediliyor ve biz oradan giriyoruz ..

Sonunda!!...


Springs 15 giriş tabelası karşımızda ..."şükürler olsun "diyecekken...Kadın düz devam ediyor..."Hoop..Moop bi dakka!" duruyoruz..

Diyorum ki "Giriş sağdan ..bi zahmet..."Geri gitmek lazım dimi?

Arkadan kızımın sesi duyuluyor...."Anne çimlere çıktık..."demeye kalmadan..
"Güümmmbüüüürt"

Hintli şöförümüz yaklaşık 2 metre ,kalın demir bir boru ve üzerinde ayrım işareti olan direği aynen arabanın altına aldığı gibi geri geri devam..

Dur falan anlamıyor...aynen devam ..yaklaşık 2-3 metre sonra kendine gelip duruyor..Güvenlik ellerini kavuşturmuş daha ne yapacaklar acaba şeklinde bize bakıyor... Neyse giriyoruz içeri..Kadın şöför sadece"arabam...ne yapacağım şimdi!!"" diyor başka birşey demiyor...

Bir dönüş yapacak ve evin önünde bırakacak bizi inşallah...
Bir harmanlıyor...
O sıra da Melekler Şehri'ne gözüm takılıyor... tüm çocukları tutmuş içeri kaçırmaya çalışıyor...
"Tamam.. tamam.. dur ...yeter ...geldik...!!! "diyoruz ve iniyoruz
Şaka bir yana Türkiyeden Dubai'ye sanki daha kısa sürdü gibi geldi bana...
Duyar gibiyim"Hah! işte kadın şöförler!!!"
Ama yooook hepimiz aynı değiliz... emin olun..